Yazar

Prof.Dr. H. ÖZDEMİR

Makaleler » KASİDELERİN ŞAH'I KASİDE-i BURDE
Makalelerde Ara:

KASİDELERİN ŞAH'I KASİDE-i BURDE

Prof.Dr. H. ÖZDEMİR

Kaside-i Bürde’yi okuyup en iyi bir şekilde anlayıp yorumlamak için kasideler hakkında kısa bir malumat edinmek gereklidir.
Kaside, Arabistan’da İslam öncesinde ortaya çıkmış, İslam ve Türk edebiyatı tarihinde önemli bir yeri olan şiir türüdür. Türk divan edebiyatında daha çok din ve devlet büyüklerini övmek için kaleme alınmıştır. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdâz (kaside yazan) denir.
Kaside en parlak dönemini Cahiliye döneminde yaşamıştır. Muallakatü’s-Seba yazarları ile İslam dönemi Arap kasidecileri (Ka’b bin Züheyr, Hassan bin Sabit, Nabig, el-A’şâ vb) bu nazım biçiminin gelişme­sine öncülük etmişlerdir. Genellikle bir caize amacıyla yazılan Arap kasideleri emir­likler döneminde Ebu Nuvas, Abbasiler döneminde de Ebu Temmam, el-Buhturi ve Mütenebbi’nin başarılı örnekleriyle yetkin bir duruma gelmiştir.
Fars edebiyatında ilk kasideler Sasaniler döneminde görülür.  Rudekî,  kasideyi  küçük değişikliklerle daha da olgunlaştırmış ama bu nazım biçimi altın çağını Gazneli Mahmud’un sarayında yaşamıştır. Yaklaşık 400 kadar maaşlı şairin bulunduğu söylenen Gazne sarayında başta sultanü’ş-şuara Un­surî olmak üzere Ferruhî, Minuçihri, Esedî gibi şairler kaside nazım biçimiyle Sultan Mahmud için sayısız medhiyeler kaleme almışlardır.
Selçuklu döneminde Enverî, Emir Muizzî; ve Hakanî, Harezmşahlar sarayında da Reşideddin Vatvat, Zâhir-i Faryâbi usta kasidecilerdendir. Daha sonra gelecek olan Kemaleddin Isfahani, Şirazlı Sadi, Selman-ı Saveci, Hafız gibi ünlü şairler kasideyi en üst düzeye ulaştırmışlardır. Sebk-i Hindi akımının gelişmesiyle kaside türünde de bir yenilenme görülmüştür. Örfî Şirazi, Saib Tebrizi ve Şevket-i Buhari bu yeni üslup ile yapıt veren ünlü kasidecilerdir.
Kaside Türk şiirine 15. yüzyılda girmiştir. Şeyhî ve Ahmed Paşa bu dönemin ünlü kasidecileridir. 16. yüzyılda Hayali Bey, Fuzulî, Nev’î, Bakî ve Ruhî gibi şairlerin kalemiyle gelişen kasidenin 17. yüzyıldaki en büyük ustası Nefî’dir. Nef’î Türk şiirinin gelmiş geçmiş en büyük kaside şairi sayılır. Sabrî, Şeyhülislam Yahya ve Nailî bu yüzyı­lın öbür ünlü kasidecileridir. 18. yüzyılda Nedim ve Şeyh Galib de başarılı kasideler yazmışlardır. 19. yüzyılda edebiyatın her alanında olduğu gibi kasidede de yenilikler yapılmıştır. Akif Paşa, Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal klasik kasideye üslup ve içerik yönünden yeni bir biçim vermişlerdir. Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesi” yal­nızca dış yapı bakımından kasideye benzer.
Beyitler halinde yazılan kasidede ilk bey­tin dizeleri kendi arasında, sonraki beyitle­rin ikinci dizeleri de ilk beyitle uyaklıdır (örn. a-a, b-a, c-a, d-a). Kasidede beyit sayısı 31-99 arasında değişir. Ama daha az ya da çok sayıda beyitten oluşan kasideler de vardır. İlk beyte matla (doğuş, başlan­gıç), son beyte makta (kesiş, bitiriş) beyti denir. Kasidenin ortasında her iki dizesi de uyaklı beyitler varsa, buna tecdid-i matla (matlanın yenilenmesi), birkaç matla beyti taşıyan kasideye de zü’1-matali (matlalan olan) kaside denir. Şairin mahlasını söyledi­ği beyit tac beyit, kasidenin en güzel beyti de beytü’l-kasid diye anılır.
Nazım biçimi olarak kaside altı bölümden oluşur. Birinci bölüm 15-20 beyitten oluşan ve nesib ya da teşbib adı verilen tasvir bölümüdür. Şiirin bu bölümüne âşıkane duygular girmişse nesib; bahar, tabiat, bay­ram vb gibi konular girmişse teşbib adı verilir. İkinci bölüm girizgâh ya da girizdir (güriz). Genellikle tek beyitten oluşur ve bu beyitle şair medhiyeye geçeceğini bildirir. Girizgâh konuya uygun ve nükteli olmalı­dır. Üçüncü bölüm olan medhiyede (övgü) asıl konu anlatılır. Bu bölüm kasidenin sunulacağı kişinin övgüsüne ayrılmıştır. Be­yit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyit­lerini içerir. Kasidenin başında ya da sonun­da yer alabilen ve tegazzül adıyla bilinen dördüncü bölüm her kasidede bulunmaya­bilir. Uzunluğu 5-12 beyit arasında değişir. Beşinci bölümün adı fahriyedir. Şairin ken­dini övdüğü bu bölüm içerik yönünden medhiyeye benzer. Beyit sayısı değişebilir. Kasidenin son bölümü olan ve birkaç beyit süren duada önceki beyitlerde övgüsü yapı­lan kişi için dua edilir. Kasideler nesib bölümünde ele alınan konuya (örn. kaside-i bahariye, kaside-i ramazaniye, kaside-ı hammamiye vb), uyaklarına (örn. uyak r harfiyle biterse kaside-i raiye, ı harfiyle biterse kaside-i lamiye, m harfiyle biterse kaside-i mimiye vb), rediflerine (su kasidesi,   Âdem   kasidesi,   tığ   kasidesi  vb)  ve konularına göre (örn.  Allah’ın varlık ve birliğini anlatanlar tevhid, Allah’a yakarmak için yazılanlar münacat, padişah ve devlet büyüklerini övmek için yazılanlar mehdiye) çeşitli biçimlerde adlandırılır. 1
Meşhur olan Kaside-i Bürde ikidir. Birisi, Kâ’b b. Züheyr’in (ö.24 / 645 ?) Hz. Peygambere sunduğu ünlü kasidesi, diğeri ise Mısırlı Busîrî’nin (ö. 695 / 1296 ?), Peygamberimiz için yazdığı ünlü kasidesidir. 
Kâ’b b. Züheyr’in Hz. Peygambere sunduğu ünlü kasidesi
KASÎDETÜ’L – BÜRDE:
Câhiliye döneminin tanınmış şairlerin­den Züheyr b. Ebû Süimâ’nın ölmeden önce oğullan Kâ’b ile Büceyr’e, gördüğü bir rüya üzerine gelmesinin yakın olduğu­nu anladığı Hz. Peygamber’e tâbi olma­larını tavsiye ettiği, iki kardeşin Medine’ye doğru yola çıktığı, Kâ’b’ın Medine yakınında Büceyr’in Medine’ye gide­rek Resûl-i Ekrem ile görüşüp müslüman olduğu, bunu öğrenen Kâ’b’ın, kardeşini ve Resûlullah’ı hicveden bir şiir nazmetmesi üzerine Hz. Peygamberin Kâ’b’ın kanının helâl olduğunu söylediği rivayet edilir. Büceyr kardeşine mektup göndere­rek bazı şairler hakkında ölüm kararı ve­rildiğini, ancak Resûl-i Ekrem’in pişman olup huzura gelenleri affettiğini bildirir ve Hz. Peygamber’e gelip af dilemesini tavsiye eder. Medine’ye gidip sabah na­mazında Mescid-i Nebevî’ye giren Kâ’b, Resûlullah’ın huzuruna yüzü örtülü ola­rak çıkar ve kendisine Kâ’b’ın tövbe edip İslâm’ı kabul etmek amacıyla geldiğini, af talebinin kabul edilip edilmeyeceğini sorar. Resûl-i Ekrem talebinin kabul edi­leceğini belirtince yüzündeki örtüyü açar ve kendisinin Kâ’b olduğunu söyler. Kâ’b ünlü kasidesini bu sırada okumuş, kasi­deyi çok beğenen Hz. Peygamber, “Bürde” adı verilen ve günümüzde Topkapı Sa­rayı Müzesi’nde muhafaza edilen hırkası­nı onun omuzlarına koymuş, bundan do­layı kasideye “Kasîdetü’l-bürde” veya baş­langıç ifadesine göre “Bânet Sü’âd” adı verilmiştir.
Câhiliye döneminin geleneksel kaside tarzı ile nazmedilmiş olan “Kaşîdetü’l-bürde”nin nesîb bölümüne (1-14. beyit­ler) şair Süâd’ın ayrılığından söz ederek başlar. Süâd yumuşak sesli, ılık bakışlı, gözleri sürmeli, vücudunun aşağı kısımla­rı dolgun, yukarı kısımları zayıf, orta boy­lu, tebessüm ettiği zaman beyaz dişleri görünen bir ceylandır. Şair burada Süâd’ı nasihat dinlemeyen, sözünde durmayan, cefakâr, yalancı, vefasız dost simgesi olarak kullanır. Tasvir bölümünde (15-35. beyitler) kaside geleneğine uygun olarak memduha ulaşmak üzere bindiği deveyi tasvir eder. Kasidenin medih bölümü (43-53. beyitler) özür beyanı (i’tizâr) ve Hz. Peygamber’le muhacirleri medih olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kâ’b, Resûl-i Ekrem’in kendisini affetmesi hususunda hiçbir dostundan yardım görmediğini, Resûlullah’a kendisi hakkında olumsuz birçok şey söylendiğini, ancak bunların dedikoducular tarafından uydurulduğu­nu, Hz. Peygamber’den ceza değil af um­duğunu söyledikten sonra onu övmeye başlar.
Bûsîrî’nin Hz. Peygamber için yazdığı ünlü kasidesi
KASİDE-İ BÜRDE (Kaside-i Bür’e) :
        Mısırlı sûfî ve şair Muhammed b. Saîd el-Bûsîrî’nin Hz. Peygamber için yazdığı ve “el-Kevâkibü’d-dürriye fî medhi hayri’l-beriyye” adını verdiği manzume, ka­fiye (revî) harfi mîm olduğu için “el-Kasî-detü’l-mîmiyye”, şairin tutulduğu hasta­lıktan kurtulmasına vesile olduğu için de “Kasîde-i Bür’e” diye meşhur olmuş­tur. Ancak Kâ’b b. Züheyr’in kasidesi de aynı adla anıldığından karışıklığa meydan vermemek için Bûsîrî’ninki daha çok Os­manlı kültür muhitinde “Kasîdetü’l-bür”e (el-Kasîdetü’l-bür’iyye) şeklinde anılmışsa da literatürde Kasîde-i Bürde diye tanınmaktadır.
Kaside şöhretini, taşıdığı sanat değe­rinden ziyade şairin hayatının bir döne­minde geçirdiği felçten kurtulmasına vesile olduğuna dair rivayete borçludur. Söz konusu rivayete göre felç geçirdi­ğinde bir akşam kendisine şifa vermesi için Allah’a dua eden şair rüyasında Hz. Peygamber’i görür. Resûl-i Ekrem ondan kendisi için yazdığı kasideyi okumasını is­ter. Bûsîrî, “Yâ Resûlallah! Ben senin için birçok kaside yazdım, hangisini istersin?” deyince Hz. Peygamber kasidenin ilk bey­tini söyler. Bunun üzerine şair kasidesini okumaya başlar, Resûlullah da onu sonu­na kadar dinler. Bitince de hırkasını (bür­de) çıkarıp şairin üstüne örter ve eliyle vücudunun felçli kısmını sıvazlar. Bûsîrî uykudan uyanınca vücudunda felçten eser kalmadığını fark eder sevinçten ne yapacağını şaşırır.
Bu rüya hadisesinin halk arasında yayılmasından sonra kaside Kasîdetü’l-Bürde olarak üne kavuşmuştur. Her ne kadar bu rivayet menkıbe şeklini almış görünüyorsa da ilgili kaynaklarda kaside vesilesiyle şifaya kavuşma motifi sürekli vurgulanmaktadır. Kaside Bûsîrî henüz hayatta iken Abdüsselâm b. İdrîs el-Merrâküşî ve Ebû Şâme el-Makdisî tarafından şerhedilmiştir. Merrâküşî’nin Havâssü’l-Bürde’sinde kasidenin hangi beyitlerinin ne gibi dert­lere şifa olacağı, ayrıca geçim sıkıntısın­dan kurtulmaya, isteklerin yerine gelmesine ve başka hayırlara yol açacağı anlatılmaktadır.
On bölümden oluşan Kasîdetü’l-Bür­de, en eski nüshalarında 160 beyit iken sonrakilerde 165 beyte kadar ulaşmakta­dır. Klasik Arap kaside tarzında olduğu gibi şiir sevgiliye özlem temasının işlen­diği nesîb bölümüyle başlar, daha sonra nefisten şikâyet, Hz. Peygamber’e övgü, onun doğumu, mucizeleri, Kur’an’ın fazi­leti, mi’rac mucizesi, cihadın önemi, ne­damet ve ümit, dua ve niyaz bölümüyle sona erer. Aruzun basit bahriyle yazılan, yapı ve üslûp bakımından son derece sağ­lam ve lirik olan kaside, bu sebeple asır­lardır İslâm coğrafyasının her bölgesinde büyük bir ilgi görmüş, dinî toplantılarda, mübarek gün ve gecelerde, sünnet, dü­ğün, bayram ve cenaze merasimlerinde okuna gelmiştir. Haftalık evrad olarak da okunan kaside, 140. beytinden itibaren felçlilere şifa maksadıyla yedi gün süreyle okunmaktadır. Hattatlar da meşk dersle­rinde genellikle bu kasideyi yazarlar. İslâm dünyasında Kasîdetü’l-bürdekadar meşhur olan ve çok okunan, üzeri­ne şerh, haşiye, tahmis, tesdîs, tesbî, taştîr ve nazîre yazılan bir başka kaside yoktur. Bu konuda yazılan eserler başlı başına bir literatür oluşturacak kadar bü­yük bir yekûn tutmakta ve bir araştırma­ya göre sayıları 330’u bulmaktadır (Se­zer sy. 10 [2000], s. 66). İslâm milletleri­nin konuştuğu hemen hemen bütün dil­lere nazım ve nesir olarak tercüme edilen kaside Grekçe, Latince, İtalyanca, Fran­sızca, İngilizce, Almanca’ya, Afrika ve Güney Asya’daki mahallî dillere de çevrilmiştir. Kaside üzerine yazılan şerhlerin sayısı yüzün üzerinde olup pek çoğu yayınlanmıştır. 2
Prof. Dr. Mahmut Kaya “Kaside-i Bürde’yi Türkçe Söyleyiş” adlı mükemmel bir eser meydana getirmiştir. İslâm âlemi ve dünyada meşhur olan bu Arapça eserin beyitlerini önce Türkçe olarak tercümesini vermiş ve bu tercüme üzerinden manayı manzume olarak ifade etmiştir. Kanaatime göre, günümüz Türkçesiyle en güzel bir biçimde söylemiştir. Peygamber âşıkları için okunması gereken bir eserdir.
Biz bu yazıda örnek olması yönünden bu eserin her bölümünde bir beyti ve bu beytin Türkçe söyleyişini veriyoruz: 
 
1. Bölüm: Sevgiliye Özlem
 
Evet, gece sevgilimin hayali geldi ve
Beni uykusuz bıraktı; çünkü aşk, zevk ve
elemle karışıktır.
 
Gece geldi sevgilinin hayali,
Beni benden aldı o nur cemâli;
Tatmayan bilmezmiş bu mutlu hâli.
 
Aşksız geçen her an ömre ziyandır,
Sevgide hem lezzet hem elem vardır…
2. Bölüm: Nefisten Şikâyet

Nefsin kötü isteklerini kırmayı
günahlarda arama! Çünkü yemek
 oburluk arzusunu güçlendirir.
 
Açgözlüdür nefis ne verirsen yer,
Yedikçe semirir, daha var mı der;
Dilersen önüne dünyaları ser,
 
Günaha doyurup çatlatamazsın;
Ne yaman sinsidir aldatamazsın!
 
3. Bölüm: Hz. Peygamber’e Övgü

O öyle sevgili bir peygamberdir ki,
(kıyamet günü) dehşetli korkulardan
herhangi biri hücum ettiği zaman onun
şefaat i umulur.
 
Hakk’ın Habibi’dir dertlere derman,
Şefaat yetkisi elinde ferman,
İmdada yetişir dilediği an!
 
Mahşeri andıkça sarar bir sızı,
Kurbanın olayım unutma bizi…
 
4. Bölüm: Hz. Peygamber’in Doğumu
 
Allah onun doğumunu tertemiz soyundan
meydana getirdi; ne güzel bir başlangıç ve ne
güzel bir son...
 
Atası İbrahim, soyu ne güzel,
Tertemiz mayası, huyu ne güzel,
Hiç denir mi servi, boyu ne güzel.
 
Müjde dostlar müjde, doğdu o güzel!
Başlangıcı ne hoş, sonu ne güzel…
 
5. Bölüm: Hz. Peygamber’in Mucizeleri
 
Hayır ve kerem sahibini (Hz. Peygamber’i)
mağaranın saklayışı ve kâfirlerin gözlerinin
tamamen kör kesilişi onun mucizelerindendir.
 
Sevir Dağı bence dağlar yücesi,
Mağara önünden hicret gecesi,
Kâfirlerin gelip geçti nicesi.
 
İçerde Peygamber, bilemediler,
Kör oldu gözleri göremediler.
 
6. Bölüm: Kuran’ın Fazileti
 
Allah’ın hak olan âyetleri (lafız itibariyle)
sonradan, (mânâ itibariyle) ezelîdir; çünkü
kadîm olan Allah’ın sıfatıdır.
 
Ayet âyet inen Kur’ân’ın özü
Ezelîdir, zira Rahmân’ın sözü;
Sonradandır lafza bürünen yüzü.
 
Mânâ da lafız da birer mucize,
Nice münkirleri getirdi dize...
 
7. Bölüm: Mirâc Mucizesi
 
Sen, zifiri karanlık bir gecede
dolunayın gidişi gibi bir Harem’den
diğer bir Harem’e gittin.
 
Mîrac için Hak’dan davet gelince,
Gündüze dönüştü karanlık gece;
Utandı dolunay seni görünce…
 
Kutsal yolculukta bineğin Burak,
Başlangıcı Kâbe, Kudüs ilk durak.
 
8. Bölüm: Cihadın Önemi
 
O kahramanlar, küfrün kökünü
kazımak için hücum ederler, sevabını
yalnız Allah’tan bekler ve O’nun her
davetini hemen kabul ederler.
 
Haykırır mücahit aşka gelerek;
Küfrü tâ kökünden kazımak gerek,
Zira yayılmasın, mikrop, giderek!
 
Ne gözünde dünya ne şan ne şeref,
Hakk’ın rızasıdır biricik hedef.
 
9. Bölüm: Nedâmet ve Ümit
 
Bütün düşüncemi onun medh ü
senasına ayıralı, kurtuluşum için onu
hâmilerin en hayırlısı buldum.
 
Fikir çilesiyle hayli yoğruldum,
Şükür umduğumdan fazlasın buldum,
Ne mutlu Peygamber şâiri oldum!
 
İltica eyledim Resûlullah’a,
Yoktur eyvallahım bir başka şâha!
 
10. Bölüm: Dua ve Niyaz
 
İki dünyada da kuluna lütf eyle,
Çünkü korkular hücum ettiği zaman onun
Bitip tükenen bir sabrı vardır.
 
Huzuruna elim bomboş gidende,
Her yandan korkular hücum edende,
Dayanacak tâkat ne gezer bende.
 
Lütuf senin, kerem senin, seç benim;
N’olur Rabbim günahımdan geç benim. 3
 
KAYNAKLAR
 
1-  Ana Britanica, Genel Kültür Ansiklopedisi, c.3, s.48
2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c.24, s.568-569
3- Prof. Dr. Mahmut KAYA, “Kasideyi Bürde’yi Türkçe Söyleyiş”, İstanbul 2001
 
                                                         http://www.hikmetozdemir.com.tr/